Cuma, Ekim 21, 2016

üçüyirmigeçe.

Sessizliğe mahkum edilmiş gibi hissediyorum kendimi. Nedeni meçhul.
Maddesel bir sessizlik de değil bu. Kafama ekilen fikir tohumları bir türlü filizlemiyor sanki. Var olanı gözlemlemekten ötesine geçmiyorum. Hayat akıyor ve ben izliyorum.
Yaşamıyorum sanki. Bana ait değilmiş gibi hiç bir fikir, hiç bir duygu.
Sorular üzerine düşünmeye başladığım an boğuluyorum. Cevapların taşıyacağı ağırlığa dair bir önsezim varmış gibi.

Duyan da dünyanın en büyük acısını, en çözülmez çıkmazını yaşıyorum sanacak.

Sunabileceğim tek çıkmaz kafamdaki kaygılarla yaşamaya çalışmak sanırım. Kelimeleri bir araya getirip bu yazıda yaptığım gibi içimden neler geçtiğine bir göz atan cümleler kurmaya çalışmaya başladığım anda akıp giden gözyaşlarımın acısı var. Sebebini bilmediğim için daha çok karışıyor aklım. Sonra daha çok ağlıyorum tabi.

Bir an sonra da kaçış başlıyor. Korkuyorum halimden. Bu yüzden kaçmaya başlıyorum hemen. Kafamı bulandırıp, düşüncelerimin üstünü örterek başlıyor kaçış. Elimdeki en iyi yöntem de Fibonacci dizisi (fringe sağolsun). 0 1 1 2 3 5 8 ... 4 basamaklılara gelmeden dağılmış oluyor kafam genelde.

Hiç yorum yok: