Perşembe, Ocak 22, 2015

çekesim var da...


Üniversitede seçmeli derslerimi fotoğraf konusunda kendimi geliştirmeye yönelik kullanmak yaptığım en mantıklı seçimlerden biriydi.

Üniversite okumak adlı koşuşturmacanın alt dalı olarak yapmak istediğim hemen her şeyi ertelemek gibi habis bir huyum türedi. Fotoğraf konusunda bu huyuma yenik düşmediğime seviniyorum. Seçmeli derslerimi fotoğrafa yönelik olarak almak da hem dersler sırasında aklımın fotoğrafla meşgul olmasına ve fotoğraf çekmek hakkında teknik bilgi sahibi olmanın yanı sıra teslim ödevleri sayesinde pratik olarak da fotoğraftan uzak kalmamamı sağladı. İlgisi olan herkese tavsiye ederim. Okul dışında kursa falan gitmektense bir taşla iki kuş misali bir kazanç elde edebilirsiniz; seçmeli dersi aradan çıkar, artı kurs bulma/vakit ayırma derdiyle uğraşma.

Tam olarak dijital fotoğraf çağına doğmuş bir nesilde sayılmam ama fotoğraf maceramın 13 yaşında eve ilk dijital fotoğraf makinemizi almamızla başladığını göz önüne alırsak, öyle sayılırım. 5 megapiksel bir Casio ve çeşitli cep telefonlarıyla ile geçen 4-5 senenin ardından ailemi bir Nikon almaya ikna edebilmek fotoğrafçılığa olan ilgim adına çok güzel bir ilerleme oldu. D90 gibi bir makineyle başlamış olduğumu söyleyebilseydim keşke, ahh ah nerde... D3100 ile başladım. Bu cümlenin gidişatından şu anda daha yüksek bir modele geçmiş olduğumu düşünebilirsiniz ama maalesef yanıldığınızı belirtmek boynumun borcudur. Hala emektar olmaya can atan 3100'ümü kullanmaktayım. Üzerine yapabildiğim tek yatırım 50mm bir lens alabilmek oldu. Gayet de güzel oldu, yanlış anlaşılmasın çok seviyorum lensimi, o bir tane, ama insan daha çok yatırım yapabilmek istiyor işte. Artık ancak kendi paramı kazanmaya başlayınca alabilirim belki de, kim bilir, ama ben yine de bir umut annemle babama istediğim makine ve lensleri düzenli periyodlarla hatırlatıyorum tabi ki.

Yukarıda gördüğünüz fotoğraf da yine bir seçmeli dersin teslimi içinde yer alanlardan biri. Bu ders için fotoğraf çekme mecburiyetinde kalmadan önce 3-4 ay eli sürmedim makineye. Bahane çok. Ama aslında küsmüştüm sanki bütün hobilerime. Kılımı kıpırdatasım yoktu. Ne piyanoda pratik yapıyorum, ne resim, ne pasta, muhallebi, ne de bloga yazı yazıyorum. İçim boşaldı birden sanki. Artık hiçbir şey yapmıyorum ve daha kötüsü yapamıyorum gibi hissetmeye başlamıştım. Ta ki fotoğraf çekmek zorunda kalana kadar.

Ama ödevi teslim etmemin ardından 1 hafta geçti. Yine aynı hale dönmeye başladığımdan şüphelenmiyorum değil. Teslim bu dönemki finallerimin de son günüydü, yani tatildeyim artık. Ve yine içi boş bir kabuk olarak yaşamaya geri döndüm sanki...

Hiç yorum yok: