Cuma, Nisan 27, 2012

"Bana yağmuru anlatma, yağ!"

-Victor Hugo

Bilgisayar dışındaki cihazlardan gönderi eklemeyi sevmiyorum aslında ama pratiklik işte, iş görüyor.
Yani bilgisayarımı kuramayacağım bu saatte (05:16) ve bunu da yazmak istedim. (sanırım laptop/notebook tarzı bir şeye ihtiyacım var, çağın gerisinde kalmış gibi hissediyorum ama masaüstümü ayırmayın benden...)

Evet, asıl konu...
Birkaç dakika önce birden bire yağmur başladı. Şakır şakır ses evin içini doldurdu. Herkes uykuda... Televizyonu da kapatınca geriye sadece yağmurun sesi kaldı. İçime bir heyecan doldu, çocukluktan kalma bir anı gibi... Karşı koyamadım. Çoraplarımı çıkardım ve sessizce balkon kapısını açtım. Yağmur kokusu! Balkondaki terlikler ıslanmamış daha. Bir an yalın ayak çıkmayı düşündüm ama yine de giydim terlikleri. Yağmurun altında bir o yana bir bu yana dönerek, iri damlaları altında kendime oyun arar gibi... Islandım. Özlemişim.
Bir süre ıslandıktan sonra tekrar içeri girdim. Sanki bir yaramazlık yapmışım gibi, gizlice/sessizce. Birden karşımda annem belirdi! yatağından çıktığı o halliyle... Saç baş dağınık, uykulu gözler yarı açık. İlk baktığım an ödüm koptu. Artık neredeyse refleks olmuş bir alışkanlıkla damağımı kaldırdıktan sonra da gülüşmeye başladık sessizce. :)

Buraya daha önce böyle bir üslupla yazmamıştım sanırım. Zaten bu üslubu pek kullanmadığımdandır bu durum da. :D Nedense böyle yazasım geldi şimdi.

Ben içeri girdikten hemen sonra yağmur da dindi. Havanın aydınlanmasına az kaldı. Belki biraz uyusam iyi olur...

Hiç yorum yok: