Pazartesi, Aralık 19, 2011

dağıttık, toparlamak lazım.

Yaklaşık 2 hafta öncesine kadar bilgisayardan uzaklaşmayı başardığımı sanıyordum. Ama sonra teyzem ve kuzenim geldiler bir kaç gün bizde kaldılar. Ee doğal olarak biz kuzenle film seyrettik, ben ödevleri boşladım, evde misafirler vardı falan.
Buraya yazmamıştım sanırım, bilgisayarı masamdan kaldırdım normalde. Laptop değil yani masaüstü kullanıyorum. Ama artık masaüstünde olmadığı halde çalışıyor. Şu anda tam olarak masamın altında. Bilgisayarı kaldırıp sonra ihtiyacın olduğunda tekrar kurmak zahmetli iş, ayrıca ya ihtiyacım olursa diye de elimin altında olmaması beni biraz korkutuyor (kendisine çok bağlıyımdır da). Bu yüzden ben de sadece masamın üstünde yer kaplamasın ama yine de elimin altında olsun dedim. Monitörü masanın altına, kasanın yanına indirdim. Ve süpriz! kuzenimle film izlemek için bi kere açtık ya, ben bunu burada da kullanabiliyorum ya.Tutabilene aşk olsun! Tabi biraz komik ve ağrı verici böyle kullanmak ama bunlar beni bilgisayardan uzak tutamıyor maalesef. Ve bi umut vazgeçerim diye bilgisayarı masamın üstüne kurup bu işkenceden kurtarmıyorum kendimi. Hadi bakalım, devam. Bayılıyorum kendime işkence çektirmeye.

Nerden duyduğumu hatırlamıyorum, belki de bir kitapta okumuştum, "odanızın/dolabınızın dağınıklığı düşüncelerinizin dağınıklığını yansıtır." gibi bir şeydi... Odam savaş alanı gibi! Varın siz düşünün kafamın içini...
Birazdan bilgisayardan kalkıp etrafı düzenlemem gerekiyor. En nefret ettiğim yanı da, dolabımın içini de dağıtmış olmak. Nasıl beceriyorum bu kadar dağıtmayı ya? Belki de giysi seçerken kararsız kalmanın ve evden her seferinde aceleyle çıkıp, döndüğümde de üşenmemin bir alakası vardır. Bilmem, belki ondandır?

Tabi odam ve dolabım dağınıkken masamın düzenli olmasını kimse beklemesin benden. Ve böyle olunca da 10-15 dk ayırıp, masamı düzelttikten sonra mı oturuyorum derse? Ah, ne kadar komiğim (!), tabi ki de test kitabını alıp odamdan kaçıyorum. Salonda televizyon karşısı... en test çözülesi mekan tabi. Onun dışında bir de mutfak masası seçeneği var ama nasıl oluyorsa her seferinde daha 1 testin tamamını çözmeden başından kalkmış oluyorum.


(belim ağrımaya başladı...)

Bu arada, odamdaki bu iki büklüm köşeye battaniye ve yastığımı alıp kurulduğumda film canavarı canlanıyor. Hayır bir de bıkmamak gibi bi özelliğim var. Film izlemek için elimde izlemediğim bir film olmasına gerek yok! Aynı filmi milyon kere izlerim ben. Tabi sıkıldığım zamanlar da olmuyor değil ama, izliyorum yani.
Çok izliyorum.
Son zamanlarda taktığım da "Beastly" oldu. Ama ona sonra değinirim. (İzlemediyseniz, izleyin derim. Benim hoşuma gitti. İçimde sadece film izlerken veya kitap okurken canlanan romantik bir yaratığın olduğunu düşünüyorum bazen. Yani etrafımdakilere göre nasılım bilmem ama kendimi tanımlarken 'romantik' kelimesi gelmezdi benim aklıma. Yeni yeni bir 'acaba?' doğuyor içime...)
Yeni izlediğim filmlerden diğer bir tanesi de "From Prada to Nada".
Basitçe "Sense and Sensibility"nin modern versiyonu. Kitabı okumadım ama filmini izlemiştim. (Filmden ne olduğunu henüz bilmeden bir sahne görmüştüm ve kesin Jane Austen'dir demiştim.) Orjinal uyarlama filmi pek sevmedim aslında ama bu versiyondaki Nora çok sevimli geldi. Edward'la olan ilişkileri de daha hoştu.
Photobucket

"I resisted you... not for lack of love. But because i was afraid of losing myself in it."

Filmlerde aşklarının peşinden sürünen ve en son zavallı durumuna düşen kızlar görmekten nefret ediyorum. Orjinaline belki de bu yüzden çok ısınamadım. Tabi modern versiyonda günümüze uydurmak için baya değişiklik gerekiyordu ve bence hoş olmuş o değişiklikler de. Espiriliydi, eğlenceliydi. Çok iyi değildi ama fena değildi işte. Edward karakterini oynayan oyuncuyu da sevdim :3
Ve evlenme teklifi ediş tarzını da. (evet, romantik yaratık el sallıyor...)
Öyle gizemli küçük kutularmış, koyu kadife üzerinde pırıl pırıl parlarmış, bi bırak ya... Ben böylesini sevdim *-*Resmini koymadan geçemeyeceğim, filmi izleyerek görmek izleyenler bakmasın, bilmek isteyenler... buraya tıklayın "my heart is and always has been yours".


Neyse işte öyle...
(ve yine, bu gif bana ait değil... tumblr'dendir heralde...)

Photobucket

Hiç yorum yok: