Cumartesi, Eylül 17, 2011

asosyalim ben.

Asosyalim işte. Asosyalim. Asosyalim. Asosyalim. Bütün günümü bilgisayar başında geçirebilirim. Bütün gün bir kitap okuyabilirim ve kitap bittikten sonra bir yarım günde kitabın içinde yaşayabilirim. Yeni insanlarla kolay tanışamam. Cep telefonuma 1 hafta mesaj gelmediği olmuştur. Gerçekten arkadaşım diyebileceğim insanların sayısı çok değildir. Akşamları "yarın dışarı çıkacağım" ya da "şu arkadaşımla buluşacağım"desem de ertesi günü dizi izleyerek geçirebilirim. Bir zamanlar yine asosyal kimliğimi korumakla beraber, ders çalışırdım. O zamanları özlüyorum. Hatta o zamanlar çok daha asosyaldim çünkü derste öğretmenimden başkasını dinlemezdim. Evet, bana inek derlerdi, ne olmuş? Sınıfta bir kaç kişi (hakkımda ne düşündüklerini bilmiyorum ama) benden nefret ettiklerini söylerdi (tamam, bu çok eski, ilkokuldaydım o zaman. insanların nefret ettiği biri değilimdir normalde, cidden).
Bu ani patlama/dürtü nerden geldi bilmiyorum ama geldi işte, ben de yazıyorum.
Bu "mutluyum, yazmak istiyorum" anlarımdan biri değil malesef. Sinirliyim, ağlamak istiyorum ve gerçekten biraz nefes almaya ihtiyacım var sanırım.
Geçen sene bu zamanlardaki planlarıma göre şuanda çok mutlu olmalıydım. Neden mi? Çünkü çalışmış, yapabileceğinin en iyisi olmasa da uğraşmış biri olarak kendimi iyi hissetmeli, üniversiteli olmalı, bütün yazı arkadaşlarıyla geçirmiş olmalıydım. Bütün yaz kurslara gidecektim. Kendime boş vakit bırakmayacaktım, geçen senenin bütün stresini atacaktım.
Sanırım şu "bu olayı takmama" evrelerimi atlattım ve şimdi gerçekten hissetmem gerekenler kısmına geçiyorum. Bu aşamada en yakın arkadaşımın bana destek vermesini dilerdim ama maalesef kendisine ulaşılamıyor. İhtiyacım olduğunda arkadaşımı yanımda bulamamaktan nefret ediyorum. (bunu şimdiye kadar ona söylemedim niyeyse, belki bi dahaki sefere söylerim.) İşte bu yüzden hep bir kız kardeşim olsun istemişimdir. Ya da anlayışlı bir abi falan. Ama elimde iki şımarık erkek kardeş var. Bazen bu tür durumlarda yardımları dokunsa bile maalesef bunlar çok kısıtlı zamanlar. Geriye kalan vakitlerdeyse beni kötü hissettirmeye programlılar. Genetik kodları böyle, onların değişmesini ummaktan uzun zaman önce vazgeçtim.
Konudan konuya atlayarak kendimi kötü hissetmek için daha çok sebep buluyorum. Ve çok şaşırtıcıdır ki (!) bu konuda pek zorlanmıyorum. Sanırım yine duygusal bir krizdeyim ya da öyle bir şey işte.
Yarın dışarı çıkacağım. Cidden, bu sefer çıkacağım. Çok uzaklaşmasam da en azından yakınlarda takılırım. Sahile yakın bir yerde oturmamız iyi bir şey. Ve geri döndüğümde ilk iş olarak bilgisayarı ya da televizyonu açmayacağım. Belki kitap okurum. Daha iyisi ders çalışırım. Ve akşam olduğunda bunları yapıp yapmadığımı tekrar buraya yazacağım. (yarın aslında bugün. yani saat şuanda 2:45 de, o yüzden...)

Kendime aynı isimli iki farklı şarkı armağan etmek istiyorum. Smile! Biri McFLY ve diğeri de Avril'den.
Just remember the smile! Smile! Smile!


Mutlu olun!
2 saat gifin yüklenmesini beklemek mutlu olmama yardımcı olmasa da gifteki insanlar oluyor... o.o internetim hala yavaş da.
(ve yine gif bana ait değil. ruh halime yönelik gif hazırlamak için fazla üşengecim. ama belki bir gün onu da yaparım, kim bilir!)

mp3ümü açınca aralarına bi tane daha şarkı ekledim. M Signal - So Give Me a Smile // evet, bu heartstrings'ten ve o diziyle ilgili en sevdiğim şey müzikleriydi. Diziyi pek sevmedim. Sadece müzikleri tanıtmak için yapılmış uzun bir klip gibiydi.

2 yorum:

Kore Delisi dedi ki...

Şu iki kardeş hariç (ben tek çocuğum!) bütün yazıyı ben yazmışım gibi hissettim. Özelliklede şu aralar benim için o kadar kötü bir dönem ki... Binde bir de olsa ihtiyacın olduğunda yanında olmayan arkadaşlar(!), dışarı çıkmama sendromları, bilgisayar, kitap... Seni anlamaya çalışmıyorum malesef çok iyi anlıyorum...

firefly dedi ki...

evet ara ara bu halden kurtulsam da içime işlemiş gibi, öyle biriyim ben. ve yanlız değilmişim demek ki. ironik biraz. :)
umarım ikimiz de kendimize gelmenin bir yolunu buluruz...